Sıkıntıdan ölmek üzere olduğum günlerdeyiz.
18 yaşına daha yeni girmiş bir kız,
Olaylara üzüldükten 1 dakika sonra kusmasın.
Geceleri gergin yattığı için sabah kas ağrılarıyla uyanmasın.
Midesi ufaldığı için yemek yememezlik yapmasın.
18 yaşına daha yeni girmiş bir kız,
Cemal Süreya okurken kesinlikle ağlamasın.
Çünkü kimse,18 yaşına daha yeni girmiş bir kıza bunları yaşatmasın.
Birlikte kahkahalar atarken bir anda susup,kulağıma fısıldayarak beni ne kadar sevdiğini anlatmasaydın.
Güçlü durmaya çalıştığım zamanlarda, sarılıp benimle beraber ağlamasaydın.
İnandırmasaydın,beni en çok senin seveceğine.
Göğsüne yaslanarak saatler geçireceğim biri olmasaydın.
Seni bu kadar sevmezdim.
Sevmeseydim.
Ve keşke bunları hiç görmeseydim.
Bazen, tırnaklarını yememiş olmanın hiç bir anlamı yoktur. Vücudundaki yaraların iyileşiyor olmasının hiç bir anlamı yoktur. Saçlarının uzuyor olmasının hiç bir anlamı yoktur. En güzel kitapları okumak,anlamlı cümlelerin altını çizmek,hatta kendi kitabını yazmak bile oldukça gereksizdir. İnanır mısın, Cemal Süreya ve Oğuz Atay’ın satırlarını bile kenara atarsın.1.500 milyar biriktirmeye çalıştığında “Odamdaki her şeyi satarım ama kitaplarımı satmam.” dediğin o kitaplar da umrunda değildir.
“Bazı insanların söyleyecek bir şeyleri yoktur ama, yazacak bir şeyleri mutlaka vardır.” demiştim. Ne yazacaktım? Bir şey yazamazdım. Bir şey diyemezdim. Allahın belası tek bir kelime edemezdim bile.
Gün doğmadan neler doğar diyorlar, korkuyorum.
Biliyordum, onunla şu anda tekrar beraber olmak istemiyordum ve yine biliyordum ki olmayacaktık.
Ama madem öyle, neden dün gece beraber olduğumuzun hayalini kurup uyudum, uyuyamadım hatta?
Neden düşündüm,doğumgünümde belki bana süpriz yapar?
Neden düşündüm,belki bana papatyalar alır?
Neden düşündüm,neden düşündüm ve neler düşündüm ben böyle?
Neden bu gece ağlıyorum,dün gece gülümsemekten uyuyamazken?
Gün doğmadan neler doğar, sahi gün doğmadan neler doğar?
Yürüyeceğim bugün.
Emin misin? Hava çok soğuk.
Evet. öptüm sizi.
Yürüyordum ve evet hava gerçekten çok soğuktu. Su birikintilerine basıyordum. Yeni aldığım botun su geçirip geçirmediğini bilmiyordum. Sormamıştım ve umrumda da değildi. Botlar hayatım boyunca umrumda olmadı.
Çantam çok ağırdı, çantamın fermuarı çorabıma takıldı. Yırtıldı çorabım. Biraz daha üşüdüm. Hala yürüyordum. Onun çıkacağı yola yaklaştıkça korkmaya başladım. Çünkü onu görmek istemiyordum. Çünkü beni görmek istemeyeceğini biliyordum. Gördüm onu. Umrumdaydı.
Bana neden gülümsedi bilmiyorum. Belki ayıp olmasın diyedir. Konuşmadım, kaşlarım çatıktı ve çok çirkindim. O çok güzeldi. Gözlerinin ne kadar güzel olduğunu düşününce kendi çirkinliğimden utandım. Gözlerim doldu. Umrumda değildi.
Gözlerimin dolduğunu göstermek istemedim. Zaten hep gözlerimin dolduğunu gördüğü için kaybettim. Evine çok yaklaşmıştık ve çok yavaş yürüyordum. Bilerek. İsteyerek. Çünkü onu bırakmak istemiyordum. Çünkü o beni bırakacaktı. Çünkü ihtiyacım vardı. Çünkü onun bana hiç ihtiyacı yoktu. Ne kadar yavaş yürüdüğümü söyledi. Anlamamıştı. Anlamayacaktı da. Ben bile anlamıyorum kendimi çünkü. Umrumdaydı.
Evine geldiğimizde ikimizi bir arada görmemesi gereken birini gördük. Hızlı adımlarla uzaklaştı. Hep hızlı adımlarla uzaklaşırdı benden. Kaçardı. Çünkü onu çok seviyordum. Bunu biliyordu. Sevilmek istiyordu. Ama kaçıyordu yine de ve gitti. Umrumdaydı.
Sokaktaki yansımalardan kendimi gördüm. Boştum. Bomboştum. Biri bana dair tüm güzel noktaları almış ve benden çok uzaklara götürmüş gibiydi. Belki de gerçekten öyleydi. Umrumda değildi.
Aynada kendi yansımamı gördüğümde büyük gözlere, büyük bir buruna, uzun kahverengi saçlara sahip birinden daha ötesini gördüm. Çok daha ötesini. Bıkkınlık,yorgunluk, orta yaşlı bir kadının gözlerini gördüm.Yaşlandığımı gördüm.Hayatta hiç bir boku becerememiş olmanın verdiği nefreti gördüm gözlerimde.Aynalara bile nefretle bakmış olan birini gördüm. Düşündüm. Neden ‘bile’ diyorum ki? İnsan en çok kendinden nefret ediyorsa, en çok kendine kızıyorsa zaten en çok aynalara nefretle bakmaz mı?Dişlerimi sıktım. Amına koyayım senin dedim. Hala kendi gözlerimin içine bakıyordum. Ağladığımı çok geç farkettim.Yolda öylece durup sabit bir şekilde beklediğimi idrak ettiğimde insanlar bana bakıyordu. Umrumda değildi.
Çok düşündüm. 17 yaşında, ailesi sağ, kendisine değer veren arkadaşları olan bir insan neden benim kadar kötü hissedebilirdi? Neden? Neden amına koyayım? 17 yaşındaki herkes böyle midir, yoksa 17 yaşındaki herkesi böyle yapacak birisi mutlaka var mıdır?17 yaşındaki herkesi böyle yapacak biri yoktur. Ama benim vardı. Sikeyim.
Sigara içmeliydim. Sigaranın tadını sevmezdim. Nefret ederdim. Ama eğer içersem,çok kızacağını biliyordum. Onun çakmağıyla yakacaktım sigarayı. Hissedecekti. Ben söylemeyecektim. O hissedecekti. Ben ona hiç bir şey söyleyemedim.
Bana şu araba çarpsa dedim, üzülür müyüm? Umrumda değildi. Bana keşke araba çarpsa dedim. Belki benim hakkımda allahın belası bi duygu kırıntısı oluşur içinde. Madem böyle düşünüyordum, neden araba üzerime doğru gelirken yürümeye devam ettim?
Bir paket Marlboro alabilir miyim?
Eve geldim. Paketi açtım. Sigaraların hepsini aldım.
Odama geldim. Camı açtım. Sigaraların hepsini attım.
Hastayım ve yorgunum.
Yattın mı?
Uyu
Düşünme beni.
Ben ki
Hiç düşünülmedim senden önceleri.
Senden öncesi:
Düşüncesi kızgın kumlara serpilen
Azgın yellerle savrulan
Bir damla gibi
Bir söz gibi:
Sağır kağıtlara serilen
Sessiz dudaklardan dökülen
Ben, zaten
Hiç söylenmedim ki senden öncesi.
Uyu…
Bir insanı hayatınızda muhafaza etmek istiyorsanız onu az düşünmeyi öğrenmek zorundasınız. Bilirsiniz, en büyük hataları en sevdiklerimize yaparız, beceriksizlerimizi de onlar görür. Çok düşündüğümüzde çok beceriksizleşiriz. Üzerine titremek, titriyor da olmaktır aynı zamanda. Bunu biliyordum
İşler ters gidebiliyor bazen. Mesela bir insanın hayatınızdaki yeri sorunsalı bütün düşünce sisteminizi kurcalıyor olabilir. Çözümler arıyor olabilirsiniz. Sonuçta onun kim olduğunu bilmezseniz ona nasıl davranacağınız konusunda büyük çekinceler yaşayabilirsiniz. Yerinizi bilemezseniz hiç olmadık yerde hiç beklenmedik şeyler yapıp kendi sesinizin yankılarından utanabilirsiniz. Bütün o duyguları bir kenara bırakıp mantıklı olma vakti mi geliyor? Onu da abartmamak lazım, mantık da yapma bir şey netice itibariyle. Bunu da tahmin ediyordum.
İnsanoğlu kendiyle övünmeye de pek bir müsait canım, “Bu kadar şey yaşanmasına rağmen yıllardır hayatımda, demek ki benim önemim var onun için” deyip ilişkileriyle, hayatında kalabilmiş insanlarla gurur duymaklar filan. Soruyorlar mesela, “Ne yapacağına karar verdin mi? Konuşacak mısın onunla?”, “Yok,” diyorsun “oluruna bıraktım” ama o işler öyle dönmüyor işte. Durmadan düşünüp bir çözüm bulmaya çalışıyorsun, kendince bir şey buluyorsun da sonra, sonra yine düşünüyorsun, sonucu tartıyorsun ve
Unutuyorsun tüm koşulların senin düşünce sistemin kadar katı olmadığını, duruma göre esneyemiyor senin bulduğun şu “sonuç”. Her şeyi çözdüm zannederken, “Çok düşündüm buldum” sanırken senin çok düşündüğün şeyin hiç tahmin etmediğin bir biçimi hiç düşünmediğin anda içine bir öküz oturtturuyor. Çözmekten ziyade sikmişsin durumu farkında değilsin. Çok düşündüğünden oluyor bunlar, az düşünsen olmazdı filan. Bunu da biliyordum. Yaşamıştım bir defasında, yaşadım yani,
yaşıyorum yani.
Çok kontrol etmeye çalışmaktan oluyor bunlar bence hep. hep bunlar

